Bir Gencin Hazin Öyküsü

Her zaman olduğu gibi bugünde sabah oldu. Kalktım sıcak uykumdan ve sessizce yürüdüm yalın ayak. Gittikçe gidesim geliyordu adeta. Birden yanından geçtiğim aynanın karşısında takılı kaldım. Bu ben miyim yoksa hayalim mi?  Ben kendimi bu kadar salıverdim mi, bıktım mı yoksa dünyadan, insanlardan ve kendimden. Dur demeli miydim yoksa oluruna mı bırakmalıydım. Yok Yok! Ben bu değilim/değildim ve olmamalıydım. Kendime çeki düzen vermeliydim. Görünmek istediğim gibi olmalıydım.

Güne iyi başlamak için yapmalıydım bunu. Artık hayallerimi bir köşeye atıp olması gerekeni yapmalıydım. Yani ben ben olmalıydım. Düşündüm karar vermiş olmamdan kaynaklanıyor ki kendimi oda da buldum. Önce temiz bir tıraş ardından temiz bir banyo yaptıktan sonra uzun bir yürüyüş yapmalıydım. Tıraş olurken bir yandan gözyaşları akarken bir yandan ben ben olmalıydım düşüncesi yankılanıyordu beynimde… Başladım tıraş fırçasını suya değdirmeye her değdirişte içim sıkılıyor yüreğim yanıyordu insanlığın sefasını çekenler büyükler cefasını da biz. Ama her şeye rağmen ben kendim olmalıydım hayallerim değil. Her tıraş fırçası değerken yüzüme aynaya bakamıyor utanıyordum adeta kendimden. Çok tuhaf görünüyordum yoksa kendimi görmek istemeyişimden mi? Olsun ben ben oldum ya bana yeter. Toparladım kendimi hiç bir şey olmamış gibi çıkıverdim evden dışarı… Yürüdüm yürüdüm… Yürüdükçe insanların tuhaf tuhaf baktığını düşünüyordum. Yoksa ben mi insan yüzü görmeyeli tuhaf mı düşünüyordum.

Uzun zamandır yürümeyeli yorgun düşmüştü bedenim. Oturacak yer bulup bedenimin dinlenmesini istiyordum. Ne nerede nasıl bilmiyordum sanki unutmuşum memleketimi görmeyeli. Az daha yol aldıktan sonra yeşillikler içinde su şırıltısınız güzelliğiyle girdim park girişinden içeri ve oturdum boş bulduğum bankta. Karşımda oturan üç beş öğrenci, sağımda oturmuş iki ihtiyar, solumda ise masum bakışlarıyla boynu bükük orta yaşlarda bir bayan. Kendisi hayata küsmüşçesine dalıveriyordu sanki. Gözüm istemeye istemeye gözetliyordu. Dayanamadım konuşmak istiyordum derdine ortak olmak istiyordum ama içimdeki çekingenlik beni geri adım atmaya yönlendiriyordu. Bir de sanki benim derdim yokmuş da… Yanaşmak istedim yavaş yavaş. Korkuyordum nedeni bilinmez duygular içindeydim. Tepkisini ölçmek kolay değildi. Ama sormak da istiyordum. Karar verdim tam kalkacakken yanıma gelen dostum Ahmet geldi.

 

-O Muzaffer nerdesin, ne var ne yok! Uzun zamandır görünmüyorsun.

-Tatile çıkmıştım kafa dinlemek için.

-Anladım.

-E peki burada ne yapıyorsun tek başına…

-Uzun zamandır görmediğim memleketime bir göz atayım dedim. Değişen ne var ne yok diye.

-Bakıyorum güzelleşmiş

-Ne olsun her zaman ki gibi monoton ve yalnız…

-Aşk hayatı yine yok deme!

-Evet maalesef.  Aslında bu şekil daha rahatım.

-Olur, mu canım! Bak ben evlendim. Hatta çoluk çocuğa kavuştum. Darısı başına derim hiç düşünmeden.

-Ben böyle daha iyiyim.

-Sen bilirsin ama bana kalırsa evlen derim yine de.

-Tamam düşünürüz. 🙂

-Neyse ben kaçayım. Malum evde ki ihtiyaçları karşılamak lazım. Buradaysan daha sonra görüşelim olur mu? Bu ara telefon numaran aynı mı? Yoksa.

-Evet aynı…

 

Kalmıştım yine bir başıma yalnız. Konuşsam olmaz konuşmazsam olmaz ama karar vermeliydim de… Evet, karar vermiştim ki bayanın yanına yaklaştım. Ne de olsa içimde kalmayacaktı dedim ve… Yavaş adımlarla yaklaştım.

 

-Merhaba.

-Merhaba buyurun.

-Bir şey sorabilir miyim? Sakıncası yoksa.

-Evet buyrun.

-Derin düşüncelere dalarcasına kaptırmışsınız kendinizi diyecektim de.

-Evet, ne olmuş.

-Sadece sordum yapmam gereken veya yardımcı olabileceğim bir konu var mı? Diye.

-Gelen yok cevabı ile sarsıldım.

>>>>>>>>>>Devamı Var<<<<<<<<<<

 

 

Yazar: Bilimkenti

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir