Toplum Yaşlılığa Hazır mı?

Fuat EGE:Ali KUTAY KİMDİR? Kısaca bahseder
misiniz?

Ali
KUTAY:
Ali KUTAY
Eğitimci-Şair ve Yazar olarak bilinmekteyim. Yazarlığımız Diyarbakır’ın yerel
gazetelerinde köşe yazarlığı olarak görülmekteydi. Bir süre köşe yazarlığı
yaptıktan sonra, kendimce yazmak ve yazdıklarımı kitaplaştırmak üzere kendi
kabuğuma çekildim. Bir süre Edebiyat sayfalarında şiir ve yazılarımızı kaleme
aldım. İşte kısaca hayatımız bu şekilde diyelim.

Fuat EGE:Toplum Yaşlılığa Hazır mı? Konumuzla sizlere birkaç soru
sormamızda sakınca var mı?

Ali KUTAY:Bilhassa yardımcı olabileceksem ne mutlu bize. Malum yaşlılık farklı bir evre ve farklı özelliklere sahip
olan bir konudur. Ve nitekim derinlere indikçe bir nevi bebekliği yeniden
yaşamak gibidir yaşlılık…

————————————————————————————————————–

Fuat EGE: Yaşlılık, toplum tarafından nasıl algılanmaktadır?

Ali KUTAY: Yaşlılık toplum tarafından yeni doğan bir bebek gibi
algılanmalı derim. Çünkü bebekler belirli dönemlerde ilgi isterler, güven
isterler. Bu da gelecek nesil için çok önem arz eder. Malum bebeklerin 0-1 yaş
arası evreleri güven evreleri ve 1-3 yaş dönemleri ise bireyin kendini
algılayabilme evresi olarak görülmektedir. Fiziksel ve sosyal ihtiyaçların
giderilmesi durumunda birey gerek bebeklik döneminde gerek ise yaşlılık
döneminde kişi kendini ifade edebilmektedir. Toplum yaşlıyı işe yaramayan görse
de, yaşlılık dönemlerinde öğrendikleri çok şeyler vardır. Fakat bizim bunları
anlamamız için Kültürümüzü kaybetmememiz lazım.

————————————————————————————————————–

Fuat EGE: İçinde yaşanılan kültürde yaşlılığa nasıl bir değer
atfedilmektedir?

Ali
KUTAY:
Aslında kültürden
kültüre farklılıklar var desek daha yeridir.Oysa kültür farkı olmaksızın değer
yargıları olsaydı keşke… Malumunuz İnsanlar yaşlandıkça işe yaramaz
görünmekteler izlenimlerini ortadan kaldırmadığımız sürece değer atfetmekte zor
olsa gerek. Oysa insan olarak görmek istersek yaşlılarımızı… O zaman her
dönemde değerli olduklarını bileceklerdi ve o zamanda onlarda değer gördükçe,
sevildikçe yaşamsal olarak devam edilen dönemi mutlu olarak bitirmeleri bir
değer olsa gerek…

Fuat EGE: Yaşlılardan beklenen nedir?

Ali KUTAY: Kendi adıma konuşmak istersem benim yaşlılardan tek
beklentim olabilir. Kendilerini mutlu hissetmeleri… Genel anlamda ele almak
istersek eğer. Yaşlılardan ne bekleyebiliriz ki sevgi, saygı ve hoşgörüden
başka… Sevgi, saygı, hoş görü derken kendilerine yapılmasını istediğimiz
manada… Yoksa zaten yaşlılardan biz çok iyi düşünülebilen ve bu düşündüklerini
yerine getirebilen bireyler beklemek çok da mümkün olmamaktadır. Dolayısı ile
beklentilerimizden çok beklentilerini karşılamak daha mantıklı olsa gerek diye
düşünüyorum.

————————————————————————————————————–

Fuat EGE: Yaşlılara zor
günlerinde kim yardım edecek?

Ali
KUTAY:
Yaşlılara öncelikle
bireyin varsa eşi, daha sonra çocukları… Bunların dışında bireyin kendine en
yakın gördüğü veya bireye en yakın olan yardım etmeli diye düşünüyorum.
Bunların hiçbirinin olmadığını farz edersek Huzur evlerinin olduğu ve güvenilir
olduğunu düşündüğümüz 1 veya 2 odalı pansiyonlarda vb.

Fuat EGE:Sürekli yaşlılık dedik Ali Bey…Gençliğin gözünde yaşlılık
sizce nasıldır?

Ali KUTAY:Günümüz coğrafyasında yaşlılık; Özür dileyerekten  ( Moruk ) olarak algılanmaktadır. Tabi bu
kelime argo bir kelime olduğundan kendini ve kendi kültürüne sahip çıkan
bireyler için; Yaşlılık değer bilinen, değer görülen ve bir o kadar da kıymetli
olan bir varlıktır. Burada sadece gençlik suçlu değildir. Suçlu gençliği bu aşamaya
getiren nesil…

Fuat EGE:şimdiki gençlik nasıldır ve nasıl Olmalı sizce?

Ali KUTAY: Şimdiki gençlik aslında çok farklı. Kendi bildiklerini
okuyan, hep ben en iyisiyim düşüncesine sahip olan. Oysa aslında bildiği ise
sadece bilmedikleri olsa gerek.  Buda
gençlerin daha çok sosyal medya ortamlarına bağımlılıkları ile meydana gelen
noksanlıklarıdır derim. Kanımca gençleri eski kültür ve değerlerine sahip
çıkılacak bireyler olmalı…




Eğitimin Sosyal Temelleri

           Eğitim, bir toplumun ekonomik,
sosyal, siyasal ve kültürel koşullarına göre belli bir özellik kazanır veya
kazanmak zorundadır. Çünkü eğitim, bir toplumun istek ve ihtiyaçlarını yerine
getirmekle ve o toplumun istediği nitelikte insanlar yetiştirmekle yükümlüdür.
Eski zamanlarda eğitimin bu görevi yerine getirmesi oldukça kolaydı.
Toplumların durağanlığı ve insan ihtiyaçlarının az ve sınırlı olması ve işi
kolaylaştırmakta idi. Günümüzde, toplumsal gelişme ve değişmelerin doğal bir
sonucu olarak, bu görevin yerine getirilmesi gittikçe zorlaşmaktadır. Toplumsal
gelişme ve değişmelere ayak uydurma durumunda olan çağdaş eğitim, toplumların
bugünkü ve gelecekteki ihtiyaçlarına göre, nitelik kazanmak zorundadır.
Toplumun temel gereksinimi etrafında toplanmış birçok kişi tarafından
paylaşılmış bulunan davranış örnekleri bileşimine toplumsal kurum diyebiliriz.

          Ailenin çocuk üzerindeki işlevlerine
bakıldığın aile ev eğitim arasında önemli bir bağ olduğu söylenebilir. Toplumun
sağlıklı bir yapıya sahip olup olmamasında da ailenin önemi vardır. Çünkü aile
yalnızca eğitimde değil diğer bütün toplumsal kurumlarda görev üstlenir.
Toplumsal kurumlar kendi içlerinde çeşitli parçalardan oluşurlar. Bu parçalar
bir bütün halinde bulunmak ve birbirlerini desteklemek zorundadırlar. Aksi
durumda kurumların amaçlarını gerçekleştirmesi tehlikeye düşebilir. Toplumsal
kurumlar uzun süre yaşamak mal ve hizmet üretmek için kurulurlar.

         Ailenin toplum için çok önemli bir
kurum olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü aile toplumun çekirdeğini oluşturur.
İnsanoğlunun ilk olarak gerçekleştirdiği toplumsal kurum ailedir. Eğitimin de
önemli bir toplumsal kurum olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla eğitim aileden
başlar. Bu kurum toplumu oluşturan bireylerin ve toplumsal kurumların eğitim
gereksinimlerini karşılamak, toplumun uzun süre mutlu bir şekilde yaşamasını
sağlamak üzere kurulmuştur. Toplum halinde yaşayan insanlar birbirleri ile
yaşamları boyunca ilişki ve işbirliği içinde olmak durumundadırlar. Çocuk
doğunca, aile üyeleri ile okula gittiğinde öğretmeni ve arkadaşları ile
etkileşimini ve ilişkisini sürdürür. Bu ilişkileriyle de öğrenir ve
toplumsallaşır. Bir insanın diğer insanlarla kurduğu sürekli ya da geçici olan
bu ilişkilere sosyal ilişki diyoruz.

        Toplumdaki sosyal ilişkilerin bir düzen
içinde yürütülmesi toplum yaşayışı bakımından önemlidir. Bu nenle toplumsal
yaşamda, toplumun bireyleri tarafından, birbirleri ile olan sosyal ilişkilerini
düzenleyen pek çok kural konulmuştur. Bu kurallar bir yandan bireyin özgürce
yaşamasına olanak sağlarken, diğer yandan da onun özgürlüklerini
kısıtlayabilmektedir. Kuralların ortaya çıkardığı kısıtlamaların dengesi iyi
ayarlandığında, toplumsal düzeni sağlayıcı bu kurallar bireyin yararınadır.
Hukukun amacını; toplumda adaleti sağlama, toplum düzenini sağlama, toplumun
bireylerinin gereksinimlerini karşılama olarak özetlemek olanaklıdır. İnsanlar
doğdukları andan itibaren ölünceye kadar gereksinimlerini karşılama çabası
içine girerler.

          İnsanların gereksinimleri yeter
düzeyde karşılandığında bu onlara haz, karşılanmadığında ise üzüntü verir.
Toplumların tüm ekonomik çıkarlarının dolayısıyla da üretimlerinin başarılı
sonuçlara ulaşıp ulaşmamasını etkileyen en önemli öğenin ekonomik düzen
olduğunu söyleyebiliriz. Kıt kaynakların verimli kullanımı toplumsal
zenginliğin artmasında önemlidir. Ekonomi kurumu, yalnızca bireysel değil, aynı
zamanda toplumsal çıkarları da belli bir düzene koyan bir kurumdur. Politika,
bir toplumun yönetim ilişkilerini ve yönetim süreçlerini belli kurallara
bağlayan bir toplumsal kurumdur. Yönetim toplumsal bir olaydır. Toplumu, bir
arada tutan önemli toplumsal kurumlardan birisi de din kurumudur. Dinin hemen
bütün kültürlerdeki görevi insanı günlük yaşayışın sıkıntılarından kurtarıp, iç
rahatlığına götürmesi ve insanın kendini denetlemesine olanak tanımasıdır. Din
aynı zamanda, toplumsal kuralların insanlara kazandırılmasında, diğer toplumsal
kurumlara yardım sağlamada da görev alan bir toplumsal kurumdur. Din bu
anlamda, toplumsal denetime yardımcı olur, bireylere rehberlik eder.

      Genel anlamda eğitimin sosyal temelleri
temel alınmalı, gerek kültürel gerek toplumsal olarak ele alınmalı ki aşılması
gereken durumlar kendi kendine yenilikler oluşturabilsin.

Ali
KUTAY / Eğitimci-Şair-Yazar




SULTAN PAPAĞANI Oyun Eğitimi ve Komut Çalışmaları




Çocuk İstismarı

          Ailelerin ve sosyal çevrenin çocuk
üzerinde uyum göstermesi gereken konuların başında çocuk istismarı gelmektedir.
Sosyal uyum ile ilgili çalışmalar, ailenin çocuk üzerindeki ilk etkilerinin son
derece önemli olduğunu göstermiştir. Evlerinde yakın bir ilgiyle demokrasinin
birleştiğini gören çocuklar, özgür ve arkadaşlarıyla ilişkilerinde daha etkin,
daha girişken, yaratıcı fikirler ileri sürebilen, fikirlerini serbestçe söyleme
eğiliminde görülen çocuklar olmaktadırlar. Buna karşılık daha sert bir denetim
altında tutulan ya da eğitim yöntemleri değişken olan ailelerde büyüyen
çocuklarda ise, karşı çıkma ve saldırganlık gibi yollarla kendini kabul
ettirmek istemekte ve kendi iç dünyalarını açıklamakta zorluğa uğramaktadırlar.
Gerek evde gerek çevre koşullarında çocuk istismarları boy göstermekte olup,
olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Anne-babalar, çocuklarının bağımsızlık uğruna
giriştikleri çabaları destekledikleri ve zor durumlarda onlara yardımcı
oldukları takdirde, çocuklarda bağımsızlık duygusunun kolayca geliştiği
görülür. Hor gören, cezalandıran ya da hem sevip hem de soğuk davranan anne ve
babaların çocukları bağımlı bir kişilik yapısına sahip olmaktadırlar. Çocuk
istismarlarının önüne geçmek gerek. Bu istismarlarla baş edebilmek için
toplumun bilinçlenmesinin yanı sıra ailenin de çocuk için gerekli önlemleri
alması gerek.

          Dengeli, duygusal ve toplumsal
etkileşimin güçlü olduğu aile ortamında yeterli güven, sevgi içinde büyüyen
çocuklar gelişimleri için gerekli deneyimleri edinebilirler. Her anne-babanın
bilerek ya da bilmeyerek çocuklarına karşı tutumları değişik olabilmektedir.
Bazı çocuklar daha çok sevilmekte, bazıları istenmeyen çocuk olarak görülmekte,
bazılarına baskı yapılmakta, bazılarına ise daha çok hoşgörü gösterilmektedir.
Bütün bu tutumlar, çocuğun hem kişiliğinin, hem de sosyal gelişiminin değişik
biçimler kazanmasına yol açabilmektedir. Bundan dolayı ki çocuklara karşı olan
tutumlarımızın yerine ve zamanına uygun olması neticesinde sıkıntılarımızın
azalması görülmektedir. Çocuk istismarları sadece fazla ilgi ve ilgisizlikle
oluşmamaktadır. Çocuk istismarlarında kendini bilmeyen insanlar cinsel istek ve
dürtülerini tatmin edebilmek için de kullanırlar. Asıl konumuz bu aslında. Çocuk istismarı ve ihmali

          Toplumlar arasında sosyokültürel
faklılıklar olması ve çeşitli disiplinlerce incelenmesi nedeniyle istismar ve
ihmalin evrensel bir tanımını yapmak pek mümkün değildir. İstismar, 0-18 yaş
grubundaki çocuğun kendisine bakmakla yükümlü kişi veya kişiler tarafından
zarar verici olan, kaza dışı ve önlenebilir bir davranışa maruz kalması olarak
tanımlanmıştır. Ama bu demek değil ki insanlarımız sadece 0-18 yaş gurubunu
kapsar. İstismarlar her yaşta var ama bizim konumuz çocuk istismarı olduğundan
dolayı 0-18 yaş grubunu ele aldık. Çocuğun fiziksel, sosyal ve psikolojik
gelişimini etkilemesi risk altına sokması istismar olgusunun bir özelliği
olarak karşımıza çıkmaktadır. Gerekli temel ihtiyaçları karşılanmayan, cinsel
bakımdan kullanılan, dövülen, karanlık odalara kilitlenen çocukların sayısı
oldukça fazladır. Bu davranışların yanı sıra ebeveynin çocuğu dikkate almaması,
gerekli özeni göstermemesi gibi pasif davranışları da çocuğa zarar verici
olabilmektedir. Çocuk istismarları belirtilen durumlarda fazla görülmektedir. 

 Duygusal İstismar: Tanımlanması en zor ancak en sık rastlanan istismar türüdür. Psikolojik gelişmenin duraklamasına neden olacak sözel istismarı veya aşırı emirleri kapsayan, çocuğun kimliğini zedeleyen ve bozuk davranışları ortaya çıkaran tavırları içerir. Duygusal istismar diğer tüm kötü muamele biçimlerini şemsiye gibi altına toplayan bir olgudur.

Cinsel İstismar: Kız ya da erkek çocuğun yetişkin tarafından cinsel
tatmin amacıyla doyum aracı olarak kullanılması, fuhuş ve pornografiye
yöneltilmesidir.  

Fiziksel İstismar: Çocuğun kaza haricinde yaralanması ve
örselenmesi söz konusudur. En yaygın rastlanılan ve belirlenmesi en kolay
istismar tipidir. Bir tokattan çeşitli objelerin kullanımına uzanan
cezalandırma yöntemlerini kapsar.

         Bu davranışları üzerinde durulmalı, bu
davranışlar üzerinde kalıcı olan ve/veya çocuk için olumsuz etki yaratan
durumların farkına varıldığı andan itibaren çocuk istismarına maruz kalanların
gerekli tedbirlerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini bilmek gerek. Aksi halde
gelecek dönem çocukların olumsuz kimlik geliştirmeleri ve bu durumdan da
olumsuz hareketlerde bulunmaları anbeandır. Genel anlamda çocuklar bizler için
yaşam kaynağıdır. Onları istismar etmek yerine çiçek gibi sulayalım. Gelecek
nesiller için yaşam kaynaklarıdır çocuklarımız. Onlara sahip çıkalım.

Ali KUTAY / Eğitimci-Şair-Yazar




Doğa ve Güzellikleri




Şeyhmus…

Küçük yaşlarda görmüşlüğümüz vardı Şeyhmus’u. Uzak oluşumuzdan göremiyorduk kendisini. Geçen zamanın ardından gördüğümüzde kendisini tanıyamadık. Sonrasında görüp sorduğumuzda aldığımız bilgiler bizi üzdü…  Çoğu zamanını yatarak geçirir. Kimseyle konuşmazmış. Zamanın vermiş olduğu sıkıntılardan, aile baskısından sanırdık.  Oysa zamanın ilerlemesi ile aile sıkıntısından çok, yanlış çabaların ürünü olduğunu fark ettik. Gerekli ortamı yaratmamız ile Şeyhmus’un durumunda sadece fiziksel değişim olduğunu görünce. Hepimiz suda çırpınan balık gibi kalakaldık.

Kimsecikler yoktu yanında, bir anne ve bir baba… Kimi zaman hasta bakıcısı, kimi zaman hastane işte… Zaman hızlı geçiyor olmalıydı. Son gördüğümüzde Şeyhmus’u boy pos yerindeydi, lakin yolunda gitmeyen bir şeylerin yorgunluğu okunuyordu yüzünden. Baktık bir süre kendisine… Baktı  bir süre bize… Belki de uzun zaman olmuştu birilerini görmeyeli, belki de uzun zamandır hasret gülümser yüzlere… Konuşmak istedik kendisiyle… Hafif yaklaştık ürkmemesi için, sonrasında hafif gülümseme… Şeyhmus’un yerde yatışı ve sadece gülümselemeri ile anlaşabiliyorduk kendisiyle. Annesinin bize bakışları vardı. Şeyhmus’un da öyle…

Belli ki uzun
zamandır evlerine kimselerin gitmediği okunuyordu gözlerinden. Kim bilir belki
de ikram edeceği bir şeyleri yoktu. Fakat gözlerinden okunuyordu mutlulukları.
Ara ara gitmek isteriz kendilerine, zaman akıp gidiyordu. Bir dokunuş ile
konuşmak istedi Moni… Moni yavaş adımlarla yaklaşıyordu. Attığı her adımda
gülümseyen Şeyhmus adete mimikleri ile bir şeyler anlatıyordu. Moni durumun
farkındaydı. Her attığı adımın mutluluk verici olduğu ve Şeyhmus’u da
kabullenen birilerinin olması mutluluklarını iki kat artırmıştı.

Moni, yaklaştı yaklaştı yaklaştı… Her attığı adım bir yandan sevinç bir yandan hüzün kokuyordu aslında… Kim bilir belki de hayatın acımasız yönü ile karşı karşıya kalmak vardı. Şeyhmus gülümsedi, Moni’nin yüzünde  gülümseme olsada, içinin kan ağladığını gördü adam. Adam sustu, Moni yavaş adımlarla geriye doğru yürüdü. Şeyhmus, bu durumdan hüzünlenirken , Moni karamsar adımlarla ilerlemeye mecburdu. Adam durumu biliyordu ve Moni’ye bakmak istiyordu. Moni’nin gözlerinden neler okumadı ki…

Fakat Moni, bunun farkında mıydı bilmez… Şeyhmus ile ayrılık zamanı gelmişti. Şeyhmus’un annesinden helallik isteyerek ayrıldık oradan. Şeyhmus’a bir kez daha dönüp bakmak ayrı bir olay olsa gerek. Kapılar kapandı… Moni ve adam ortamdan uzaklaştıkça, düşünceler, düşler, konuşmalar, bakışlar, yazışmalar ve dahası… Şeyhmus’a daha sonra tekrar bakmaya gideceğimizi belirtmek isteriz.

Ali KUTAY / Eğitimci-Şair-Yazar




Gece Ay ve Sen Kokarken Gitme

Sevgili

Durmak bilmez yolculuk saat kavramının
uç noktalarında…

Geçen her saniye seni arar akrep gölgesi

Saat geçerken 10u, sen yanımda bir
yelkovan misali

Sorsalar seni sakın GİTME

Gece

Sen susarken parlayan yıldızlara

Ben esen rüzgâr eşliğinde izlerken
yakamozu

Sen suskunluğuna bir dem tutarken

İçtiğimiz her yudum hatırına GİTME

Ay

Ay parlar sevgili yanı başım sen
kokarken

Islanan gözlerim sularcasına damla damla
seni

Ben evet ben sevgili

Yüreğimde sana dair bitmeyen özlemim,
sevgim var

Sen sevgili sakın alıp başını GİTME

Sen

Sol yanıma hançer yarası gibi saplandın.

Çeksem olmaz, çekmezsem olmaz.

Ne diyorum biliyor musun sevgili

Tut/san tek hamleyle ya çek/sen ya
it/sen sevgili

Ama sevgili arkana bakıp sakın GİTME

Kokarken

Bedenim toprak misali tenim olurken kara

Karanlık geceme ışık olacaksan gel
sevgili

Yanı başımda sen dışında var olursa dua
eden eller

Eller kadir kıymet bilmez sevgili

Ya olursun aşıma aş, ya gözüme göz,
sesime ses…

Duysam bilsem yanlışını yar

Affetmem bilesin ve sakın arkana bakmadan GİT/ME sevgili

Ali KUTAY / Eğitimci-Şair-Yazar




Engel Kim?

         
Engel engeli olmayan bireylerin engellilere olan bakış açısı. Engelli olmak
değil engel koymak engelli. Engellilerin yaşayabildiği birçok şeyi acaba biz
engelsizler yapabiliyor muyuz?

Düşünün bakalım

Otistik bir çocuğu:  Onun
düşüne bildiğini siz düşüne biliyor musunuz?

Down Sendromu olan bir çocuğu: Onun
kadar mutlu görüne bilmeyi ve onun kadar yemek yemeyi becerebilir misiniz?

Fiziksel Engelli: Onun kadar zorlanabiliyor musunuz?

İşitme Engelli: Onun duymak istemediklerini sizde duymazlıktan gelebiliyor
musunuz?

Görme Engelli: Onun penceresinden bakabiliyor musunuz ya da onun gibi
karanlıklarda dolaşabiliyor musunuz?

Düşünün ama onların düşündüklerini
düşünemezsiniz. Neden mi? 

         
Çünkü engelsizsiniz. Oysa engelli arkadaşlarımızın, çocuklarımızın,
yakınlarımızın vb. engelli gördüğümüz tüm bireylerin engelli olmadığını normal
bireymiş gibi görmek isteyişimiz engellerin ortadan kalktığının göstergesi
olacaktır. Mesela iki ayağı olmayan, iki kolu olamayan, gözleri görmeyen, kulakları
duymayan… Şampiyonlar gördünüz mü yada görmek istediniz mi? Ama bizim aklımızda
şampiyon olarak dört büyükler gelmektedir. Hala engel biziz. Görmüyoruz
olanları, duymazlıktan geliyoruz. Hissetmiyoruz dokunmadan geçip gitmek neden.
Soruyorum neden?

Haklısınız bunca Facebook, Twitter,
msn… Takipçisi varken kim takar engelliyi.

         
Beyinlerin yıkandığı bu dünyada sınır yok. Akla hitap eden çözüm yollarından
kimi kalpazanlığını, kimi çeker silahını… Yazarın ne günahı ne tek sığınağı
kalem der…

         
Engelli vatandaşlarımıza engelli diye seslenmeyelim. Onları engelsizler grubuna
dahil edelim. Biri benim kardeşim, ailem, çocuğum olsun ya diğerleri… Sizlerde
onlara sahip çıkacak mısınız? Haydi, kızlar okula kampanyası varda haydi el ele
engellileri engelsizler grubuna alalım kampanyası neden olmasın. Ben uzattım
elimi şimdiden. Sizlerinde kalemimize katkıda bulunmanızı Fare ( Blok ) tan,
Twitter’den paylaşmanızı ve artık engelliyle el ele paylaşımlarımızı
esirgemeyelim.

Asıl engel engelli olmak. Ben
Berlin duvarını yıkarak engeli kaldırmak istedim. Ya siz…

Ali KUTAY / Eğitimci-Şair-Yazar




Harun…

HARUN

Daha üçündeydi Harun! Çocuksu düşleri ve gülüşleri vardı. Görmüyordu, sadece hissediyordu.
Premature doğumu ile parmak çocuk lakabını almıştı. Yüzünde hafif bir
gülümseme, saçları sarımsı, gözleri fal taşı gibi. Elleri minnacık, ayakları
tutmaz, oturması da ayrı bir imkansız işte…

Hemen hemen her hafta
görürdük kendisini. Kimi zaman yalnız kalışı, kimi zaman kucaktan kucağa işte.
Ah Harun! Küçük yüreğin ile büyük umutları nasıl da bağlıyordun. Abisi ile
birlikte okula gidiş gelişleri vardı. Abisi de kendisi gibi suskun işte.
Kızamıyor, sövemiyor, dövemiyor… En zoru da görmüyor işte… Ah Harun! Daha yeni
tanımıştık seni.

Amansız yakalandığın hastalığın
pençesinden kurtulman zor idi biliyorum. En son ateşlendiğin gün fark edebildik
adım adım ilerleyişini.. Kim bilebilirdi ki! Sonraki buluşmanın kara toprak
olacağını…

Ali KUTAY / Eğitimci-Şair-Yazar

                 Harun…




Gelme Sevgilim

Bir zaman seninle mutlu ve şendik,

Kem bakan gözleri sabırla yendik,

Sen Leyla’ya bense mecnuna döndük,

Ben sana dargınım gelme sevgilim.

Zaman akıp gider gözlerin kalır,

Düşlerken seni hep yüzüne dalar,

Bir elim sende ki yürekte olur,

Hoş geldin dünyama yine sevgilim.

Sitemkâr değilim seni özlerim,

Akan bu yaşları senden gizlerim,

Tutmaz iken artık benim dizlerim,

Sana isyankârım gelme sevgilim.

Sebepsiz bir çok şey bunu bil derim,

Saklandıkça gözyaşlarım sus derim,

Yaşlanmış da olsam yine sen derim,

Hoş geldin dünyama yine sevgilim.

Bin damla gözyaşın aksın istersen,

Şu yaralı gönlüm yansın istersen,

Gözün hainlere baksın istersen,

Dönüp sana bakmam gelme sevgilim.

Sevdamı aksatmam geçtiyse zaman,

Zaman alır gider yürek der aman,

Özler deli yürek çekerken duman,

Hoş geldin dünyama yine sevgilim.

Son bahar mevsimi, eserde geçer,

Hazan mevsiminde, kuşlarda göçer,

Kimiyse benimle, seni de seçer,

Yağmur değilim yar, akıp gideyim.

Ali
KUTAY / Eğitimci-Şair-Yazar