AŞIK VEYSEL’in Hayatı

Şiir dünyasında halk şiirinin temsilcileri içinde en başarılısı Âşık Veysel Şatıroğlu oldu. Ahmet Kutsi Tacer onu Sivas’taki Âşıklar Bayramı’nda tanımış, yaşamı boyunca da ilgisini eksik etmemişti… Halk Şiiri halkın gözlemlerini duygularını, düşüncelerini halkın diliyle anlatır. Bu anlatı halkın çok uzak bir geçmişte kullanmaya başladığı vezin ve şekil kalıplarına dayanır. Halk Şiiri saz eşliğinde ezgiyle söylenir. Yüzyıllar boyunca kent çevresinde aydınlarımız Arap-İran kökenli Divan Şiiri’ni geliştirirken Halk Şiiri özellikle kırsal kesimde yaşamını sürdürdü. Zaman içinde iki ayrı şiir yolunun birbirinden etkilendiği de görüldü. Derken Batı Dilinin asıyla başlayan siyasal, ekonomik ilişkilerimiz kültür, sanat alanını da etkiledi. Böylece bu ikisinden apayrı yeni bir şiir gelişmeye başladı.

Günümüzden yüz yıl kadar önce oluşan ‘’ Milli Edebiyat’’ akımı roman, öykü gibi ürünlerinde halkın yaşamını anlatmayı, onun sorunlarını ele almayı amaçlıyordu. Bu yerli içeriği şiire yansıtan ozanların beslendiği kaynak. Halk Şiiri oldu. Edebiyat tarihçiler, bu dönemi anlatırken ‘’ Hecenin Beş Şairi ‘’ diye andıkları grup üzerinde duruyorlar. Ancak Halk Şiiri kaynağından beslenen bu uygulamalar pek de başarılı ürünler vermedi.

Bu dönemi Batı şirinden etkilenen konuşma dilinin doğallığına dayanan Vezin-kafiye gibi bağlardan kendini kurtarmış yeni şiir hareketi izledi. Bir yanda sokaktaki adamın gösterişsiz sıradan serüveni, yaşama sevinci dile getiriliyordu. Öte yandan toplumsal sorunlara yönelik savaşımcı bir şiir gelişiyordu.

Şiir dünyasında Halk Şiiri’nin temsilcileri de yok değildi. İçlerinden en başarılısı Âşık Veysel Şatıroğlu oldu. Ahmet Kutsi Tacer onu Sivas’ta Âşıklar Bayramında tanımış, yaşamı boyunca da ilgisini eksik etmemişti. Âşık Veysel yedi yaşında çiçek hastalığından gözlerini yitirmişti. Yeri yurdu Sivas’ın Şarkışla ilçesinde. Sivri alan köyündeydi. Zaman zaman gezici bir halk şairi gibi kahvelerde, halkevlerinde, radyoda türkülerini çalıp söylüyordu. 1940’larda etkin bir kültür dergisi olan Ülkü’de şiirlerini yayınladı. Köy enstitülerinde saz dersi verdi. Son yıllarında art arda plakları çıkarken onun bestelerini folklordan beslenen popüler müzik sanatçılarının kendi biçimlerinde söylemeye koyulması çok farklı zevklerin Âşık Veysel’e ilgi göstermesini sağladı. 1965 yılında 71 yaşındayken. TBMM.’’Ana silimize ve milli birliğimize yaptığı hizmetlerden dolayı’’,ona ‘’vatani hizmet tertibinden’’aylık bağlandı.

Bestelenen saz eşliğinde ustaca okuduğu türküleri bugünde dillerde dolaşmaktadır. Bütün şiirleri,’’ Dostlar Beni Hatırlasın’’ kitabındadır. Veysel’in şiirlerini okurken akla gelen soru, onun Halk Şiiri geleneği içindeki yeri ve çağımızın bir şairi olarak öneminin ne olduğudur. Onun bazı şiirleri çağımızın gerisine düşen görüşleri dile getirir. Dünyanın gelip geçiciliğini, tek gerçeğin ölüm olduğunu, nefsin yenilmesini gerektiği anlatılır.

Bu dünya fanidir konargöçerler

Muradı maksudu hepisi yalan

Topraktandır cümle beden

Nefsini öldür ölmeden.

 

İslam Ortaçağından gelen bu görüşler o dönemin ortak sanat kalıplarını, dil özellikleriyle beslenmiştir. ‘’Zahir batın, arşkürs’’ gibi terim ve kavramlar hep eski şiirin dünyasından gelmektedir. Şiirlerde bu dünyaya ait çeşitli özellikler kendini göstermektedir. Evrenin dört esas öğeden ( toprak, hava, su, ateş ) meydana geldiği hakkındaki bilgi Veysel ‘de şöyle şiirleşmektedir.

Topraktır cesedim güneştir özüm

Hava yağmur uyandır hislerim.

Ortaçağ insanı nedenini araştıramadığı ilkelere bağlanmış, gerçeklikle bağını kuramamıştı. Bu yüzden eski mutlu dönemlerin özlemi içinde çağından, insanlardan, sürdüğü yaşamdan yakınıp durur. Veysel ‘in de yakınmaları az değildir. Kendinden önceki âşıkların kullana geldiği anlatım özelliklerini, benzetmeleri, deyimleri, hatta zaman zaman mısraları tekrarlar.

Coşar deli gönül misali derya

Ilgıt ılgıt yeller eser seherde

Bu yoldaki şiirlerinde bülbül ah ü zar eder, aşkın narına ( ateşine ) yanılır, ah çekip ağlanır, sevgilinin kirpikleri ok, kaşları kalemdir… Böyle bir içerikle ve deyiş özellikleriyle kalsa Veysel’i çağdaşımız saymak güç olacaktı. Onun başarısı geleneğin malı olduğu kadar çağının şairi de olmasındadır. Geleneğin ağzıyla yinelediklerine o, hepimizi kuşatan çağımızın yaşama koşullarını da katar. Tabiat teması kişilerle tekrarlanıp dururken, toprak adamının güç tabiat koşullarıyla çekişmesi de söz konusu edilir. İnsanoğlunun korkusu tabiat ötesinden, gizli gizemli güçlerden değil doğrudan doğruya somut tabiat güçlüklerindendir artık.

Veysel’ i çağdaş kılan yanı onun eşitliğe inanması, kine –kavgaya karşı çıkan insan severliğidir. Birliği, doğruluğu, iyiliği, ilerlerciliği savunur. Onu çağımızın adamı yapan yönlerinden biri de bilime, teknik ilerlemelere ilgi göstermesidir. Şiirlerinde yeni buluşlardan söz eder, gelişmelerle ilgilenir, endüstrinin ekonomik hayattaki önenme işaret eder.

 

Halkı kandıranlar, dini kendi çıkarlarına göre yorumlayanlar, mezhep ayrımı yapanlar Veysel’in eleştiri okunun hedefindedir. Yetişmeyecek yere elin uzatma Ben bilirim diye halkı aldatma. Manasız mantıksız kem laf sarf etme. Boş sözler kavganın dili sayılır. Sabahattin Eyüboğlu onun insan yanını anlatırken, nasıl da içtenlikli bir toprak adamı olduğunu açıklamıştır.

‘’Âşık Veysel bildiğini tam biliyor, bilmediğini rahatça söylüyor, karşısına çıkan her yenilgiye saygılı ve dikkatle her an açık duruyordu. Ömrünü pazarlıksız, şikâyetsiz bir cömertlikle bağladığı sazını düzenlerken, çalarken, ektiği buğdayı biçen bir köylü kadar tabiiydi’’. Köyünden kopmayan, tarlasını ekip biçen, bahçesini yeşerten Veysel Baba günlük yaşamını içtenlikle koymuştur şiirine. Bir şiir otelde parasını çalana, başka bir şiirini baltasını alıp geri vermeyen komşusu ‘’Irıza’’ ya taşlamadır. Sazıyla düşüp kalkar, ona içini döker.

25 Ekim 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesi Sivri alan köyünde dünyaya geldi. 21 Mart 1973’te yine Sivri alan’da yaşamını yitirdi. Çocukken çiçek hastalığı yüzünden bir gözünü, daha sonra bir kaza sonucu diğer gözünü kaybetti. Saz çalmayı öğrendi. Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Emrah, Dadaloğlu gibi halk ozanlarından etkilenerek türkü yorumu ve sazda ustalaştı. İki kez evlendi. 7 çocuğu oldu. Anadolu’yu kent kent dolaşıp şiirlerini sazıyla seslendirdi. Köy Enstitüleri’nde saz ve halk türküleri dersleri verdi. Ölüm nedeni akciğer kanseri. En güzel şiirlerinden bazılarını ölümünden hemen önce yazdı. Şimdi Şarkışla’da her yıl adına bir şenlik yapılır. Türkçesi yalındır. Dili ustalıkla kullanır. Tekniği gösterişsiz ve nerdeyse kusursuzdur. Yaşama sevinciyle hüzün, iyimserlikle umutsuzluk şiirlerinde iç içedir. Doğa, toplumsal olaylar, din ve siyasete ince eleştiriler yönelttiği şiirleri de var. Şiirleri, Deyişler (1944), Sazımdan Sesler (1950), Dostlar Beni Hatırlasın (1970) isimi kitaplarında toplandı. Ölümünden sonra Bütün Şiirleri (1984) adıyla eserleri tekrar yayınlandı.

Ali KUTAY

Yazar: Bilimkenti

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir